
Sevdakâr ÇELİK /...Kendi gibi yakışıklı bir yüreğe sahip olan,
kadim dost,
değerli meslektaşım
*Edebiyat Öğretmeni Müsamettin ŞAHİNKAYA’nın
sevgili oğlu Uğur ŞAHİNKAYA’dan
bir ileti düşmüş posta kutumuza
kadim dost,
değerli meslektaşım
*Edebiyat Öğretmeni Müsamettin ŞAHİNKAYA’nın
sevgili oğlu Uğur ŞAHİNKAYA’dan
bir ileti düşmüş posta kutumuza
(17 Eylül 2010_01:25)...
***Mevsim sonbahar...
Bir bakıma / “düğün dernek” mevsimidir sonbahar...
Eş dost ve akrabaların böylesi güzel günlerine çağrılıysanız eğer; işi gücü bırakır, bu özel güne odaklanırsınız... Ne bileyim, örneğin :) internete gir(e)mezsiniz ve posta kutunuza bak(a)mazsınız...“İnternete gir(e)memek de dertten mi sayılır?” diye düşünülebilir şimdi... Doğrudur.!. Görünüşte, böyle düşünmenin haksızlık sayılabilecek bir yanı da yok.!.
İyi de / nereye kadar?
Kısaca değineyim... Değineyim de, varsın düşünsün dostlar, dört gün önce posta kutunuza düşen bir kıymetli iletiyi henüz okumanın beter sancısını.
...
Güzel şeyler anımsamamı sağlayan ve yüreğimde sevinç rüzgârları estiren söz konusu ileti, sevgili Uğur ŞAHİNKAYA tarafından yazılmış... Bu, Uğur’un ilk iletisi bana. Ek’inde bir karikatür ve bir de “aile fotoğrafı” var.
Derli toplu ve iyi anlatımlı bir ileti bu... Belli ki kendini iyi yetiştirmiş (yetiştirilmiş) biridir karşımdaki... Şıpınişi yazılmış onlarca e-mail okuyup, arada bir derli toplu olanıyla karşılaşınca, şaşırırsınız... Ne var ki, iletiyi okuyup bitirdikten sonra şaşırmadım bu kez.
Niçin?
“Niçin”i şu:
Hani ne derler.?. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”Şimdi bir ufak değişiklik yapalım bu söz üzerinde... Diyelim ki;
“Bana babanı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”
...Baba ki / kendi gibi yakışıklı bir yüreğe sahip... Sıcak tebessümlü, candan aziz bir dost... Edebiyat öğretmeni... Benim sevgili arkadaşım, meslektaşım... Yaklaşık 30 yıl öncesine dayanan bir tanışıklık*birliktelik...
Uzatmayalım... Sevgili UĞUR, saymakla bitmeyecek üstün vasıflara sahip bir babanın oğludur. Müsamettin
ŞAHİNKAYA’nın...
Müsamettin ŞAHİNKAYA; dostları tarafından sevilen, sayılan, güvenilen ve ayrılık demlerinde ziyadesiyle özlenen bir kişiliktir...
Dikkat çekmek gerekir ki / 30 yıl öncesindeki bir arkadaşına ses ulaştırma gereksinmesi duymuşsa bu baba; Uğur bundan, “Vefalı bir babanın oğlu” olmanın övüncüyle haklı bir pay çıkarmalıdır kendine... Çünkü, kolay rastlanır bir erdem değildir böylesi insan halleri.
*
Sözlerimizin başına yeniden dönersek eğer / sevgili dostlarımız bizi daha iyi anlayacaklardır şimdi. Yani kimileyin “İnternete girememenin de dertten sayıldığını” düşüneceklerdir... Dört gün önce posta kutunuza düşen bir kıymetli iletiyi henüz okumanın nasıl beter bir sancı olabileceğini kabulleneceklerdir.
... 30 yıl öncesinden kapılar aralanıp, açılan kapılardan içeriye dost ışıklarının sızması, aralanan o kapılardan dost yüzlerinin görünmesi ne demektir, bilirsiniz / tahmin edersiniz, beni anlarsınız...*
Sevgili UĞUR’un iletisini siz değerli dostlarla paylaşmamızın bir sakıncası yoktur.
Dostlarımız bu yazılanları okuduğunda / ben çoktan dokunmuş olacağım telefonun tuşlarına ve bir telefondan daha “YAKIN” olan sevgili arkadaşımın sesine ses katmış olacağım...
........................... sevdakâr çelik ... 2o.o9.2o1o_mn*
Hocam Selamlar,
Babam (M. Şahinkaya) eski arkadaşların internet üzerinden bulunmasının moda olduğunu öğrenince ve de biraz eli klavye mouse tutunca isminizi google'a yazarak size ulaşmaya çalıştı. Ancak karikatürlerinize ulaştı, bir kaç habere vs. sonra yorulunca içeriye televizyonun karşısına geçti. Eski bir resmimiz ekte, hatırlamanıza yardımcı olur diye daha önceden tarattığım bu resmi gönderiyorum. 2002 senesinde de resimdeki en küçük olan ben o resmin güya karikatürünü çizdim. Onu da siz değerlendirin diye gönderiyorum :) .
Uzun lafın kısası ulaşmak, konuşmak istersiniz diye babamın telefonunu yazıyorum.
........... 0533 ...............
Hoşçakalın.
Bir bakıma / “düğün dernek” mevsimidir sonbahar...
Eş dost ve akrabaların böylesi güzel günlerine çağrılıysanız eğer; işi gücü bırakır, bu özel güne odaklanırsınız... Ne bileyim, örneğin :) internete gir(e)mezsiniz ve posta kutunuza bak(a)mazsınız...“İnternete gir(e)memek de dertten mi sayılır?” diye düşünülebilir şimdi... Doğrudur.!. Görünüşte, böyle düşünmenin haksızlık sayılabilecek bir yanı da yok.!.
İyi de / nereye kadar?
Kısaca değineyim... Değineyim de, varsın düşünsün dostlar, dört gün önce posta kutunuza düşen bir kıymetli iletiyi henüz okumanın beter sancısını.
...
Derli toplu ve iyi anlatımlı bir ileti bu... Belli ki kendini iyi yetiştirmiş (yetiştirilmiş) biridir karşımdaki... Şıpınişi yazılmış onlarca e-mail okuyup, arada bir derli toplu olanıyla karşılaşınca, şaşırırsınız... Ne var ki, iletiyi okuyup bitirdikten sonra şaşırmadım bu kez.
Niçin?
“Niçin”i şu:
Hani ne derler.?. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”Şimdi bir ufak değişiklik yapalım bu söz üzerinde... Diyelim ki;
“Bana babanı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”
...Baba ki / kendi gibi yakışıklı bir yüreğe sahip... Sıcak tebessümlü, candan aziz bir dost... Edebiyat öğretmeni... Benim sevgili arkadaşım, meslektaşım... Yaklaşık 30 yıl öncesine dayanan bir tanışıklık*birliktelik...
Uzatmayalım... Sevgili UĞUR, saymakla bitmeyecek üstün vasıflara sahip bir babanın oğludur. Müsamettin
Müsamettin ŞAHİNKAYA; dostları tarafından sevilen, sayılan, güvenilen ve ayrılık demlerinde ziyadesiyle özlenen bir kişiliktir...
Dikkat çekmek gerekir ki / 30 yıl öncesindeki bir arkadaşına ses ulaştırma gereksinmesi duymuşsa bu baba; Uğur bundan, “Vefalı bir babanın oğlu” olmanın övüncüyle haklı bir pay çıkarmalıdır kendine... Çünkü, kolay rastlanır bir erdem değildir böylesi insan halleri.
*
Sözlerimizin başına yeniden dönersek eğer / sevgili dostlarımız bizi daha iyi anlayacaklardır şimdi. Yani kimileyin “İnternete girememenin de dertten sayıldığını” düşüneceklerdir... Dört gün önce posta kutunuza düşen bir kıymetli iletiyi henüz okumanın nasıl beter bir sancı olabileceğini kabulleneceklerdir.
... 30 yıl öncesinden kapılar aralanıp, açılan kapılardan içeriye dost ışıklarının sızması, aralanan o kapılardan dost yüzlerinin görünmesi ne demektir, bilirsiniz / tahmin edersiniz, beni anlarsınız...*
Sevgili UĞUR’un iletisini siz değerli dostlarla paylaşmamızın bir sakıncası yoktur.
Dostlarımız bu yazılanları okuduğunda / ben çoktan dokunmuş olacağım telefonun tuşlarına ve bir telefondan daha “YAKIN” olan sevgili arkadaşımın sesine ses katmış olacağım...
........................... sevdakâr çelik ... 2o.o9.2o1o_mn*
Hocam Selamlar,Babam (M. Şahinkaya) eski arkadaşların internet üzerinden bulunmasının moda olduğunu öğrenince ve de biraz eli klavye mouse tutunca isminizi google'a yazarak size ulaşmaya çalıştı. Ancak karikatürlerinize ulaştı, bir kaç habere vs. sonra yorulunca içeriye televizyonun karşısına geçti. Eski bir resmimiz ekte, hatırlamanıza yardımcı olur diye daha önceden tarattığım bu resmi gönderiyorum. 2002 senesinde de resimdeki en küçük olan ben o resmin güya karikatürünü çizdim. Onu da siz değerlendirin diye gönderiyorum :) .
Uzun lafın kısası ulaşmak, konuşmak istersiniz diye babamın telefonunu yazıyorum.
........... 0533 ...............
Hoşçakalın.
Uğur ŞAHİNKAYAileti/17 Eylül 2010_01:25 
•(1) 20-09-2010 